5 Ekim 2018 Cuma

Yaşar Bedri'den Bir Yunus Emre Romanı: Gezgin ile Pervane








Gezgin ile Pervane Yaşar Bedri'nin Kasım 2016'da Çıra Yayınları'ndan çıkan roman türünde verdiği eserdir.
Özellikle son dönemde yapılan dizi ve filmler, yazılan kitaplar (her ne kadar önemli bir kısmı tarihsel gerçeklikten kopuk birer popüler kültür ürünleri olsalar da)  ile birlikte toplumun tarih ilmine duyduğu alaka ve merak ziyadesiyle arttı. Bu alaka ve merak gerek tarihî kişilikleri siyâsî propaganda malzemesi hâline getirenlerce gerekse bunu bir ekmek kapısı olarak görüp çeşitli vesilelerle kâr temin edenlerce suistimal edildi. Fakat Gezgin ile  Pervane'nin bu iki yoldan herhangi birine tevessül etmediğini kolaylıkla fark edebiliyoruz.
Romanın ilk sayfaları, eserin tamamına hâkim olan kurgunun dışında kalarak Molla Kasım'ın, Yunus Emre'nin nefes ve ilahilerini okuması ve divanın sayfalarını yakması ile başlıyor. Bilhassa o dönemde var olan şeriat-tarikat çekişmesini Yaşar Bedri, Molla Kasım'ın çarpıcı monologları üzerinden belirginleştirerek okuyucunun zihninde kalıcılığı sağlamış ve anlamlandırılabilirliği arttırmıştır. Mesela Molla Kasım'a, okuduğu bir beyitten sonra " Ah bu tasavvuf meraklıları, şeriata Kur'an'ın hükümlerine aykırı hareket eden şaşkın sufîler!  Tarikatları ateşe, yele vermeli." dedirtir yazar.

Gezgin ile Pervane, bir Yunus Emre biyografisi olarak okunabileceği gibi tarih ve edebiyat meraklılarının da ilgisini çekebilecek bir içeriğe sahip. Romanın merkezinde yer alan Yunus Emre'nin on üçüncü asırda yaşamış olması yazarı ister istemez dönemin şartlarını da esere yansıtmaya sevk ediyor. Yunus Emre'nin yaşadığı dönem Anadolu'da Moğol istilasının şiddetli şekilde hissedildiği zamanlardır. Zaten Yunus Emre de Moğol istilası altında kuraklıkla mücadele eden Sarıköy halkına derman olmak üzere Hacı Bektaş-ı Veli dergâhının yolunu tutar. Bugün yaşadığımız yerlerin on üçüncü asırdaki fotoğrafından haberdar olmak isteyen okurların başvurabileceği bir eser olarak önümüzde duruyor Gezgin ile Pervane.

Yaşar Bedri yer yer hayalî hadiselere yer vermiş de olsa büyük roman kurgusunun yaslandığı somut gerçekliğin yoğunluğu içerisinde hayalciliğin payı oldukça az.
Zannediyorum Yunus Emre'nin tasavvuf düşüncesine dahli ile birlikte dünyayla olan alışverişini kestiğini okura daha etkili şekilde yansıtabilmek için onu kaplumbağa ile yoldaş kılıp ikili diyaloglara sokmuştur yazar . Fakat bu ve buna benzer birkaç hadise istisna tutulacak olursa eserin genelinde, varlığıyla ancak efsanelerde sıklıkla karşılaşabileceğimiz insanüstü vasıflarla süslü bir karakter tarifi yoktur yazarın. Yunus Emre eserde 'bir insan' olarak yer tutar. Beşerî aşka dûçâr olur. İlkin Yazgülü'ne daha sonra da Şeyhi Tabduk Emre'nin kızı Gülmisal'e aşık olur. Dergâha doğru olan yolculuğu sırasında Moğol eşkıyaları ile karşılaşır, onlardan korkar. Sevdiği kızın (Yazgülü’nün ) ölüm haberini alınca her insan gibi sarsılır, ölüm gerçeği ile yüz yüze gelir. Hayallerle, olağanüstülüklerle değil dipdiri duran gerçekliklerle karşı karşıyayızdır aslında eseri okurken.

Eser, dergâhın iç işleyişi, dervişlerin dünyayı ve ahireti algılayış biçimleri, hayat tarzları hakkında mâlûmât edinebileceğini uman okurlarını ise büyük ölçüde hayal kırıklığına uğratacaktır. Zira roman, merkezine Yunus Emre'yi alan, onu belirgin kılan, fakat onun etrafında yer alan dervişlerin varlığını yalnızca yüzeysel olarak hissettiren bir kurgu ve içeriğe sahip .

 Gezgin ile Pervane, modern roman tekniği açısından bakıldığında ise birtakım kusurları barındırıyor. Bilhassa romantizm etkisini edebiyatımızda en yoğun şekilde hissettiğimiz Tanzimat romancılığının bir teknik kusuru olarak ele aldığımız okuru bilgilendirmek için romanda olay akışının kesilip okura kitabî ve ansiklopedik bilgi verilmesi, bahse konu olan eserde mevcut. Yaşar Bedri bir anlığına okuru romanın kurgusundan çekip alarak hanlar ve kervansaraylar hakkında okuyucuyu eğitmeye yönelik ifadelere başvurmuş. "Kervansaraylar ihtiyaçlara göre külliye olarak tasarlanıp yapılırdı. Konaklamalar üç güne kadar parasız pulsuz olup üçüncü günden sonraki konaklamalar için bedel alınırdı. Hanlar, kervanların ve yolcuların bir günlük yürüme mesafelerine göre inşa edilirdi. " gibi ( Sayfa 135)
 ‎Ayrıca okuyucunun alakasını diri tutma amacına yönelik olarak eserde yer verilen bazı kısımların, eserin akıcılığını sekteye uğrattığı ve eserde eğreti durduğu kanaatindeyim.
Tabduk Emre'nin kızı Gülmisal ile Yunus Emre arasında yaşanan aşkın dervişler tarafından duyulması ve bunun üzerine dergâhta fitne kazanının kaynamasını, çeşitli entrikalar çevrilmeye başlanmasını, eserde söylenip geçilmiş, birbiriyle bağlantılı olaylar içerisinde bir anlam ifade etmeyen ayrık detaylar olarak görüyorum.

Eserde, yer yer  bağlamıyla ilişkilendirebileceğimiz Yunus Emre şiirleri ile de karşılaşıyoruz. Mesela Yunus'un döneceği günü bekleyen Yazgülü'nün öldüğünü haber alan Yunus Emre'nin dudaklarından " Hiç bilmezem sıra kimin, aramızda gezer ölüm. / Halkı bostan edinmiş, dilediğin üzer ölüm. " dizeleri dökülür. Yaşar Bedri bu yola ustaca başvurarak olayların etkileyiciliğini artırmış,  okuru şiirin gücüyle esere çekmiştir.

Yunus Emre yolculuğu sırasında fırtına sebebiyle mahsur kaldığı yerde, yakın köylerin çocuklarına ve gençlerine ders vermeye başlar. Yunus'un, kadınların ve kız çocuklarının da ders alması için ısrarcı olması ise oldukça dikkat çekicidir. Köy ahalisinden bir kadına Yaşar Bedri'nin “ Hem bu dünya, hem öteki dünya sadece erkekler için mi? Öğrenmek onlar kadar bizim de hakkımız. Kızlarınızı okutmayın mı diyor Allah? " cümlelerini ne maksatla sarf ettirdiğini bilmiyoruz. Fakat özellikle yakın dönemin güncel tartışmalarını okurun itibar ettiği bir tarihî şahsiyet üzerinden sürdürerek bir fikri benimsetmeyi amaçlamış olabilir.


(Fayrap, 107, Nisan 2018)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder