Spot: “İnsan toplulukları kendi
varlıklarını geliştirmek ve başkaları üzerinde üstünlük kurabilmek için
istihbarat faaliyetlerine merak duydular ve bu alanda çok çeşitli teknikleri
denediler. ”
Giriş
Kasım 2019’da Timaş
Yayınları tarafından yayımlanan İlkin Başar Özal imzalı İstihbaratın Kısa Tarihi: Gölge Oyunu adlı eser, diplomasinin
görünmeyen gizemli elini -casusluk faaliyetlerini- merak eden okurlar için
nitelikli bir başucu kitabı oldu.
Kitap, uluslararası
arenada sözünü dinleten güçleri tüm yönleriyle ve gerçek anlamıyla
tanıyabilmenin casusluk ve gizli operasyonlara ilişkin malumat edinmekle mümkün
olduğu iddiasıyla açılıyor. Gerçekten de insanoğlu politikayla tanıştığı günden
beri başka otorite ve yapılanmalar üzerinde egemenlik tesis etmek için
ajanların ve el altından yürütülen gizli politikaların imkânlarını
kullanmıştır. Bu dünya neresinden bakarsak bakalım gizemli bir dünyadır ve
geniş kitlelerde her zaman korkuyla karışık alaka uyandırır.
Casusluk konulu
eserler, bu derin merakı bir nebze olsun gidermiştir. Bu türün en meşhur
örneklerini verenler arasında istihbarat işlerine karışan isimler de vardır.
Böylelikle eserler ikna edicilik ve inandırıcılık vasfını haiz olabilmiştir.
Her ne kadar istihbarat faaliyetlerinin sıkıcı rutinini anlatmaktan öteye
gidememişse de Birinci Cihan Harbi’nde İngiliz casusluğu misyonunu üstlenen W.
Somerset Maugham, Ashenden or The British Agent adlı kitabında deneyimlerini
aktarmıştı.
Ajanlığın gizemli
dünyası sanatın diğer pek çok alanında da kendisine yer buldu. Karanlık ve
soğuk figürlerle okurların beğenisine sunulan romanların yanında fantastik araç
gereçlere sahip aksiyon kahramanlarını barındıran sinema filmleri de ilgi
gördü, dikkat çekti. Sözgelimi sınırsız yetkilerle donatılan, İngiltere’nin
çıkarına olması kaydıyla bir başkasını öldürmesi dahi mazur görülen, lüks
arabalara binip pahalı saatler takan İngiliz ajanı James Bond karakterine tamı
tamına 25 film çekildi.
İstihbarat faaliyetleri
hakkında çalışmalar yürüten tarihçileri ise bekleyen bir sorun vardı; o da iyi
bir istihbaratçının arkasında az iz bırakıyor olmasıydı. Sahiden de bir
casusluk faaliyeti hakkında fazlaca bilgiye ulaşabiliyorsak şayet, bundan casusun
işinde mahir olmadığını anlamış oluruz.
Gelişen Tekniğin İstihbarat
Faaliyetlerindeki Yansımaları
Soğuk Savaş
Dönemi’nin sona erip Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla beraber pek çok gizli
belge üzerindeki siyasal kısıtlamalar ortadan kalktı ve bu durum çalışma imkânlarını
oldukça artırdı. Ayrıca tarihsel süreç içerisinde elde edilen kazanımlar ve
tecrübeler bu imkânları daha da artırdı. Öyle ki gelişen teknolojilere paralel
olarak sinyal alışverişi yapabilen böcekler üretildi. Böylece rekabet edilen
devletlerin mahrem odalarına, bürokrasi ağının kılcallarına kadar girme
marifeti gösterilebildi.
Yazar İlkin Başar
Özal, kitabın tam burasında örnekleri çoğaltarak istihbarat tarihine alaka
duyan okurlarını iyiden iyiye heyecanlandırmayı başarıyor:
Bulgar gizli
servisi ve KGB tarafından geliştirilen bir suikast aracı olan Bulgar
şemsiyesinden minox kameraların tarihine kadar geniş yelpazede doyurucu
içerikler sunuluyor.
İstihbaratın Kısa Tarihi:
Gölge Oyunu’nu kısa
episode’lara ayrılmış biyografik roman parçası olarak nitelendirmek pek de
hatalı olmayacaktır sanırım. Zira yazar, ele aldığı nam salmış casusların
serüvenini, tarihsel ciddiyeti ve gerçekliği yüksek metinlerle mercek altına
alıyor.
Sidney Reilly,
Alfred Redl, Roger Casement, Fritz Joubert Duquesne, Mata Hari gibi istihbarat
tarihinin dikkat çeken isimlerinin benzersiz maceralarını okuduğunuzda,
ilgilerinizin daha da artacağından ve bu konuda yazılmış başka kaynaklara da
müracaat etme iştiyakı duyacağınızdan eminim.
Bir Osmanlı İstihbarat
Örgütlenmesi: Teşkilat-ı Mahsusa
Batı’nın istihbarat
tarihi incelendikten sonra gözümüzü kendi topraklarımıza da çevirme fırsatı
yakalıyoruz eserde.
Osmanlı’da gizli
bilgilere ulaşma faaliyetleri Teşkilat-ı Mahsusa adı altında örgütsel görünüm
arz etmeye başlamıştı. Teşkilat, 1914 yılında Harbiye Nezareti’ne bağlanınca
kurumsal bir kimlik de kazandı.
Örgüt, Birinci
Cihan Harbi esnasında Kafkas Cephesi’nde Rus kuvvetlerini yıpratma başarısı
gösterebildi. Akabinde de Kanal Harekâtı’nda görev aldılar. İngiliz askeri
birlikleri hakkında Türk ordusu yararına istihbarat sağlamakla kalmayıp gözcü
mevkilerin ve makineli tüfek depolarının yerini de tespit ettiler.
İz bırakmama ve sır
saklama konusunda o denli hassaslardı ki, yakalanan üyeler sorgu sırasında
kendilerine yöneltilen soruları yanıtsız bırakma cesareti dahi göstermişlerdi.
Amerikan İstihbarat Servisi CIA
1947 yılına
gelindiğinde Truman, istihbarat tarihinin en büyük kurumlarından olan CIA’yı
kurdu. CIA ilk dönemlerinde doğaçlama hareket etmiş, bir plan-programa bağlı
olarak yol almamıştı. Fakat takvimler 1950 yılını gösterdiğinde teşkilatın
görev tanımının kapsamı genişletildi: Casusluk, psikolojik savaş, örtülü
operasyonlar ve paramiliter faaliyetler CIA’nın yetkileri arasında sayıldı.
Teşkilatın ilk
faaliyetlerinde utanç verici acemilikler de yoğundu esasında:
Devrim yapmaları
için Doğu Avrupa’ya gönderilen casusların çabaları tam bir fiyaskoyla
sonuçlanmıştı. Öyle ki kimisi tutuklandı kimisi de idam edildi.
Tüm bu menfi
hadiselere ek olarak CIA’nın ilk üyelerinin gelişmeleri ıskalamış olduğuna
değinmekte de yarar var. Sözgelimi Sovyetler Birliği’nin 1949 yılında atom
bombası konusunda ilerlediğini gazetelerden öğrenmiş olmaları, Amerikan
istihbaratçılarının ilk adımlarının toyluğunu ve zayıflığını ispata kâfi gibi
duruyor. Ayrıca Kuzey Kore’nin Güney Kore’yi işgalini de Kore Savaşı’na Çin’in
dâhil olacağını da öngörme mahareti gösterememişlerdi.
(Kitabın Ortası Dergisi, Ocak 2020, Sayı 34)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder