7 Kasım 2019 Perşembe

Bir Başlığın Tarihi Serüveni: Börk



Spot: “Börk, salt bir başlık olarak Türk’ün hayatında yer etmemiş, kültürel bir zenginlik olarak da canlı bir biçimde her zaman kendisinden bahsettirmiştir.”


Giriş


Börk kavramının etimolojik kökenleri üzerine bu hususta söz söyleme zahmetine katlanmış pek çok ismin ifadeleri ile açılıyor eser. Kelimenin kökenine ilişkin serdedilen belli başlı iddialardan biri de bürgü/bürme kökünden türetilmiş olması ihtimalidir. Tarihsel süreç içerisinde gerek kaleme alınmış ciddi yapıtlarda gerekse toplumsal hafızada börk kavramını karşılayan çok sayıda başlık adına rastlıyoruz. Eserde de bu başlıkların neler olduğuna ilişkin kısa fakat bir o kadar da doyurucu-zihin açıcı beyanlarla karşılaşıyoruz.

Sözgelimi, Mevlevi dervişlerinin başlarına iliştirdikleri külahların börkle olan yakınlığına daha evvel yazılmış sözlüklerdeki kullanımlar aracılığıyla ikna oluyoruz. Benzer biçimde üsküf, keçe, kalpak, takke gibi çeşitli başlıklarla börk arasında kuvvetli ilgiler kurma imkânı da sağlıyor bu eser.

Börk’ün Etimolojisi
Börk’ün salt bir başlık olarak Türk’ün hayatında yer etmediğini, kültürel bir zenginlik unsuru olarak yaygın şekilde var olduğunu örneklerle gözler önüne seriyor, Mehmet Kökrek. Ve ileri sürülen örnekler tarihsel gerçeklikten kopuk ve ciddiyetten uzak örnekler asla değil. Yazar, Selçuklu hükümdarlarından Melikşah’ın oğlu Berkyaruk’un isminin büyük ihtimalle yırtık börklü anlamına gelen Börkü Yaruk’tan dönüştüğü tezini ortaya atıyor.
Börk’ün kavramsal olarak dipdiri durduğu atasözleri ve deyimlere de kısaca değinen Kökrek, okurlarına kültürel anlamda geniş imkânlar da açıyor. (Taz keligi börkçigedir= Kelin geleceği yer takkeci dükkânıdır.)
Şahıs, soyadı ve lakaplarda da rast geldiğimiz börk kavramının ilk örneğine ise Manas Destanı'nda rastlıyoruz. Tarihî kayıtlarda Kayıp Han’ın kızının adı Karabörk olarak geçmektedir mesela.
Türk dil ve edebiyat tarihinin son derece mühim kaynaklarından biri olan Atabetü’l Hakayık’ta da börk kavramının kullanılmış olması epey dikkat çekici.

Kökü körklüg erning huyı köklüg ol

Bu körklüg kılıkka köngül örklüg ol
Bir erdin bir erke tefavüt telim
Velikin körerke tözü börklüg ol

(Aslı güzel olan, adamın huyu güzel olur;

güzel huylu adama gönül bağlanır.
Adamdan adama fark çoktur,
fakat görünüşte hepsinin börkü vardır.)

Tüm bu değiniler bir tarafa, şaman merasimleri sırasında kamların dualarında Börk’ten bahsedildiğinden tutun da destanlara, Vehbî ve Bâkî divanlarına kadar nüfuz etmiş bir Börk gerçeğini keşfetmek okuru epey şaşırtacak gibi görünüyor.


Börk Üretimi ve Osmanlı’da Börkçüler


Börk üretiminin nasıl gerçekleştiğine ilişkin sorularımıza cevap bulabileceğimiz kaynak olarak yine yazar tarafından Divânu Lügati’t Türk işaret ediliyor. Börkçi esnafı tarafından börkçige adı verilen dükkânlarda ipek, keçe gibi malzemeler, ilk olarak batga isimli bir tahtanın üzerinde kesilir ve börk yangı biçiminde tabir edilen kâğıttan yahut çamurdan üretilmiş kalıplarla belli bir şekle sokulup kullanıma hazır hale getirilirmiş. Börk geleneğinin üretim kademesinde mesai harcayan Osmanlı börkçüleri hakkında sahip olduğumuz bilgiler ise Evliya Çelebi’nin sunduklarından oluşuyor. Yeniçeri börkü ve üsküfü üreten yeniçeri börkçülerinin Orta Cami civarında on adet dükkâna sahip oldukları ve her dükkânda da altmış kişinin çalıştığı bilgisine ulaşıyoruz.


Bir Türk Başlığı Olarak Börk


Kökrek, Türkler’ in İslam’la şereflenmesini ayırıcı bir tarihsel hadise olarak değerlendirip börk’ün İslamiyet öncesi ve sonrası kullanılışını iki ayrı başlıkta incelemiş. İslam’la tanışan Türk’ün, İslam kültürünün etkisiyle sarığı tanıma fırsatı bulduğunu belirten yazar, Müslüman olan Türkler’ in börk’leri hakkında en geniş ve toplu bilgiye ulaşmak isteyen okurlarını ise Divânu Lügati’t Türk’e yönlendirir.

Börk, yalnızca kültürel bir öge olarak Türk’ün hayatında var olmuş değil. Bunun yanında siyasî hâkimiyet göstergesi de aynı zamanda. Mağlup edilen meliklerin başındaki börke el konulması da zaferle dönen kişilerin börk verilerek taltif edilmesi de bununla ilintilidir.
Osmanlı börklerinde kullanılan sorguçlar, turna teli, balıkçıl ve süpürge olmak üzere 3 türlüydü. Yazar, süpürge sorguçların ortaya çıkış serüvenini açıklarken belgelere dayanmasa da rivayetlere başvurarak okurun dikkatini mevzuya yoğunlaştırıyor. Yıldırım Bayezid döneminde Hacı Bektaş-ı Velî Türbesi’ne yapılan ziyaret esnasında yeniçeriler devekuşu tüylerinden süpürge yapıp türbeyi temizlemişler. Temizlik sonrası bir yeniçeri uğur getirmesi adına süpürgelerden birini başına iliştirmiş, bunu gören diğer ziyaretçiler de o tüylerle börklerini süsleyince süpürge sorguç takma âdeti oluşmuş. Her ne kadar rivayet bile olsa ciddiyetini ve ağırlığını elden bırakmayan bu tür anlatı tekniklerinin varlığı merakı da tetikler nitelikte görünüyor.



Osmanlı devrinde kullanılan resmi börklerin incelendiği bölümde ise kızıl ve ak börkler, bunların tipolojisi ve hukuki prosedürü arasındaki farklar ve neyi temsil ettikleri, yeniçeri börkleri, ak börkün Bektaşiliğe nispet edilmesi gibi kültür tarihi açısından önemli meseleler birincil kaynaklar ışığında ele alınıyor.

Börklerle ilgili bugün en tatmin edici bilgileri alabildiğimiz mezar taşlarına yer verilen katalog kısmında ise Edirne'de tespit edilen 100 adet börklü mezar taşının görselleri ve haklarında bilgiler bulunuyor.

(Kitabın Ortası Dergisi, 32, Kasım 2019)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder