7 Kasım 2019 Perşembe

Adil Olanın Peşinde 12 Öfkeli Adam







12 Öfkeli Adam, 1957 yılında Amerikan toplumunu, siyasetini ve adalet sistemini ele almak amacıyla beyazperdeye aktarılan Sidney Lemut yapımı filmdir. Dönemin teknik imkânları her ne kadar bugüne kıyasla son derece gelişmemiş olsa da küresel çapta ses getirmeyi başarmış, ödüller almış ve adından sıkça söz ettirmiş bir yapım var karşımızda.
Film, sonlanmış bir duruşmayla açılıyor. Parçalanmış bir ailede büyümek zorunda kalan ve kenar mahallelerde yaşayan 18 yaşında bir çocuk, babasının cinayetle öldürülmesinden sorumlu tutuluyor.
Amerikan hukuk sisteminin bir gereği olarak* dosya hakkında karar verecek olanlar ise 12 kişiden müteşekkil jüridir. Bu 12 kişi bir araya gelirler ve yalnızca oybirliği ile karar alarak sanığın mahkûmiyetine yahut beraatına karar verirler. 12 Öfkeli Adam’da da bu 12 jüri üyesi bir masa etrafında toplanıp cinayeti çocuğun işleyip işlemediği üzerine hararetli bir tartışmayı sürdürmektedirler.
Filmde mekânsal geçişlere hemen hemen hiç yer verilmemiş, bütün kurgu jüri üyelerinin toplandığı odayla sınırlı tutulmuştur. Fakat bu menfi duruma rağmen seyircinin alakasını film boyunca diri ve ayakta tutmayı başaran merak unsuru oldukça kuvvetlidir. İlkin 11 jüri üyesi çocuğun suçlu olduğuna ilişkin beyanda bulunmuş fakat kalan bir jüri üyesi dosyayı tartışmak istemiştir. İzleyici cinayet anından haberdar edilmediği için cinayete dair bütün bildiğimiz jüri üyelerinin ortaya koydukları tezlerden ibaret. 


Dolayısıyla kurgudaki mekânsal fakirliğe rağmen yapımcı, izleyenleri pür dikkat akışa odaklamayı başarıyor.
Çeşitli alt metinler vesilesiyle aslında çocuğun suçsuz olduğuna kanaat getirmeniz isteniyor sizden. Mesela çocuğun suçsuz olduğunu ileri süren jüri üyesi karakteri, dosyayı ve çocuğun hayatını ciddiye alan bir yapıda resmedilirken diğerleri başka işlerine yetişmek için aceleci, umursamaz ve alaycı portrelerle izleyiciye sunuluyor.
Karakterlerin bireysel gerilimini ve yükselişlerini hesabı katmazsak, film aksiyon unsurunu hemen hemen hiç barındırmıyor, statik bir şekilde akıp sonlandırılıyor.
Filmin karamsar, bohem ve boğuk atmosferi, odanın loş bir ışıkla aydınlatılması ve sigara dumanları gibi değişkenlere bağlı olarak gerçekçi bir şekilde yansıtılmış. Jüri üyelerinin kravatlarını gevşetmeleri de kravatlarını çıkarıp terlerini silmeleri de filmin gergin havasını güçlendirir niteliktedir. Tartışmaların iyice yoğunlaştığı bir anda ise şehri kara bulutlar örter ve sağanak camlara vurmaya başlar.
Hülasa, yan unsurlar ana kurguyu besleme noktasında epey işlevsel görünüyor 12 Öfkeli Adam’da.


Filmin içerdiği yoğun siyasi ve toplumsal eleştiriyi ise ancak karakterlerin analizlerini yaparak keşfedebiliriz:
Jüri üyeleri arasında mesela çoğunluğun ağzından çıkacak olana kulak kesilen birisi vardır. Dosya konusu olayın akıbeti üzerine irade beyan edecek cesaretten yoksun olan bu üye, aslına bakılırsa toplumsal değerlerin ve sayısal anlamda temsili daha fazla olanın sorgusuz kabulüne yöneltilmiş kaliteli bir eleştiri formu sunar izleyicilere.
Bir başka üye ise adalet fikrine yabancılaşmış karakter yapısı nedeniyle toplantıda oldukça lakayt davranır. Bu üye de toplumda kendi çıkarını bir başkasının yaşam hakkından dahi daha çok önemseyen aşağı insanların ifşasında temsil misyonu yüklenir. Güçsüz olanı ezen, bencil ruhlu Amerikan toplumuna karşı güçlü bir ses yükseltmedir de aynı zamanda 12 Öfkeli Adam. Dönemin ileri boyutlara varan baskıcı ve ayrımcı Amerikan siyaseti düşünüldüğünde, yapımın böylesine sert eleştiriler getirmesinin devrimci karakterini de inkâr edemeyiz.
Ve son olarak jüri üyelerinin sadece erkeklerden ve beyazlardan oluşması da sosyolojik anlamda irdelenmeye değerdir diye düşünüyorum. O yıllarda siyahilere toplumsal ambargo uygulayan Amerikan toplumu elbette sinemasında da takındıkları ayrımcı tavrı sürdüreceklerdir.
Bunun yanında kadın haklarına ilişkin örgütlenmelerin yokluğu yahut cılız sesi de yapımda kendisini hissettiriyor. Benzer bir filmi bugün çekecek olsaydınız muhakkak jüri üyeleri arasında kadınlara da yer vermek mecburiyeti altında hissederdiniz kendinizi.
Türü açısından ise biraz dram biraz da polisiye unsurlar barındıran film, tüm bunların yanında çok çeşitli disiplinleri de bünyesinde harmanlayarak başka bir boyut getiriyor sinemaya. Hukuktan siyasete, sosyolojiden felsefeye ve psikolojiye kadar üretilmiş tarihsel birikim ve doktrin, bu yapım sayesinde görsel bir yapıya da kavuşturulmuş oluyor.
Mekânsal çeşitlilikten yoksunluk, mekânsal darlık nedeniyle sınırlanan kamera açısı ve teknik pek çok imkânsızlığa rağmen güçlü bir senaryonun filmin başarısında ne denli etkili olabileceğinin en bariz göstergesi gibi duruyor 12 Öfkeli Adam filmi.

Replikler

1)Biliyor musun siz iyi niyetli adamlar hep aynısınız. Baştan kaybettiği belli olanlar için her şeyinizi ortaya koyarsınız.
2)Olayı nereye çekerseniz çekin, ön yargı gerçeği her zaman saklar.
3)Ben varsayım yapmakla uğraşmam dostum. Ben sadece bir işçiyim. Varsayımları hep patronum yapar

*Amerikan hukukunda önemli bir yere sahip olan jüri sistemi kabaca şöyle özetlenebilir:
Amerika’da ceza davalarında eğer 6 aydan fazla ceza gerektiren bir dava varsa jürili duruşma talep edilebiliyor. Önemli suçlar için jüri sayısı genelde 12.
Jüri üyeleri, herhangi bir kıstas gözetilmeksizin halkın her kesiminden kişiler arasından seçiliyor.

(Makas Dergisi, 10, Kasım-Aralık)

Bir Başlığın Tarihi Serüveni: Börk



Spot: “Börk, salt bir başlık olarak Türk’ün hayatında yer etmemiş, kültürel bir zenginlik olarak da canlı bir biçimde her zaman kendisinden bahsettirmiştir.”


Giriş


Börk kavramının etimolojik kökenleri üzerine bu hususta söz söyleme zahmetine katlanmış pek çok ismin ifadeleri ile açılıyor eser. Kelimenin kökenine ilişkin serdedilen belli başlı iddialardan biri de bürgü/bürme kökünden türetilmiş olması ihtimalidir. Tarihsel süreç içerisinde gerek kaleme alınmış ciddi yapıtlarda gerekse toplumsal hafızada börk kavramını karşılayan çok sayıda başlık adına rastlıyoruz. Eserde de bu başlıkların neler olduğuna ilişkin kısa fakat bir o kadar da doyurucu-zihin açıcı beyanlarla karşılaşıyoruz.

Sözgelimi, Mevlevi dervişlerinin başlarına iliştirdikleri külahların börkle olan yakınlığına daha evvel yazılmış sözlüklerdeki kullanımlar aracılığıyla ikna oluyoruz. Benzer biçimde üsküf, keçe, kalpak, takke gibi çeşitli başlıklarla börk arasında kuvvetli ilgiler kurma imkânı da sağlıyor bu eser.

Börk’ün Etimolojisi
Börk’ün salt bir başlık olarak Türk’ün hayatında yer etmediğini, kültürel bir zenginlik unsuru olarak yaygın şekilde var olduğunu örneklerle gözler önüne seriyor, Mehmet Kökrek. Ve ileri sürülen örnekler tarihsel gerçeklikten kopuk ve ciddiyetten uzak örnekler asla değil. Yazar, Selçuklu hükümdarlarından Melikşah’ın oğlu Berkyaruk’un isminin büyük ihtimalle yırtık börklü anlamına gelen Börkü Yaruk’tan dönüştüğü tezini ortaya atıyor.
Börk’ün kavramsal olarak dipdiri durduğu atasözleri ve deyimlere de kısaca değinen Kökrek, okurlarına kültürel anlamda geniş imkânlar da açıyor. (Taz keligi börkçigedir= Kelin geleceği yer takkeci dükkânıdır.)
Şahıs, soyadı ve lakaplarda da rast geldiğimiz börk kavramının ilk örneğine ise Manas Destanı'nda rastlıyoruz. Tarihî kayıtlarda Kayıp Han’ın kızının adı Karabörk olarak geçmektedir mesela.
Türk dil ve edebiyat tarihinin son derece mühim kaynaklarından biri olan Atabetü’l Hakayık’ta da börk kavramının kullanılmış olması epey dikkat çekici.

Kökü körklüg erning huyı köklüg ol

Bu körklüg kılıkka köngül örklüg ol
Bir erdin bir erke tefavüt telim
Velikin körerke tözü börklüg ol

(Aslı güzel olan, adamın huyu güzel olur;

güzel huylu adama gönül bağlanır.
Adamdan adama fark çoktur,
fakat görünüşte hepsinin börkü vardır.)

Tüm bu değiniler bir tarafa, şaman merasimleri sırasında kamların dualarında Börk’ten bahsedildiğinden tutun da destanlara, Vehbî ve Bâkî divanlarına kadar nüfuz etmiş bir Börk gerçeğini keşfetmek okuru epey şaşırtacak gibi görünüyor.


Börk Üretimi ve Osmanlı’da Börkçüler


Börk üretiminin nasıl gerçekleştiğine ilişkin sorularımıza cevap bulabileceğimiz kaynak olarak yine yazar tarafından Divânu Lügati’t Türk işaret ediliyor. Börkçi esnafı tarafından börkçige adı verilen dükkânlarda ipek, keçe gibi malzemeler, ilk olarak batga isimli bir tahtanın üzerinde kesilir ve börk yangı biçiminde tabir edilen kâğıttan yahut çamurdan üretilmiş kalıplarla belli bir şekle sokulup kullanıma hazır hale getirilirmiş. Börk geleneğinin üretim kademesinde mesai harcayan Osmanlı börkçüleri hakkında sahip olduğumuz bilgiler ise Evliya Çelebi’nin sunduklarından oluşuyor. Yeniçeri börkü ve üsküfü üreten yeniçeri börkçülerinin Orta Cami civarında on adet dükkâna sahip oldukları ve her dükkânda da altmış kişinin çalıştığı bilgisine ulaşıyoruz.


Bir Türk Başlığı Olarak Börk


Kökrek, Türkler’ in İslam’la şereflenmesini ayırıcı bir tarihsel hadise olarak değerlendirip börk’ün İslamiyet öncesi ve sonrası kullanılışını iki ayrı başlıkta incelemiş. İslam’la tanışan Türk’ün, İslam kültürünün etkisiyle sarığı tanıma fırsatı bulduğunu belirten yazar, Müslüman olan Türkler’ in börk’leri hakkında en geniş ve toplu bilgiye ulaşmak isteyen okurlarını ise Divânu Lügati’t Türk’e yönlendirir.

Börk, yalnızca kültürel bir öge olarak Türk’ün hayatında var olmuş değil. Bunun yanında siyasî hâkimiyet göstergesi de aynı zamanda. Mağlup edilen meliklerin başındaki börke el konulması da zaferle dönen kişilerin börk verilerek taltif edilmesi de bununla ilintilidir.
Osmanlı börklerinde kullanılan sorguçlar, turna teli, balıkçıl ve süpürge olmak üzere 3 türlüydü. Yazar, süpürge sorguçların ortaya çıkış serüvenini açıklarken belgelere dayanmasa da rivayetlere başvurarak okurun dikkatini mevzuya yoğunlaştırıyor. Yıldırım Bayezid döneminde Hacı Bektaş-ı Velî Türbesi’ne yapılan ziyaret esnasında yeniçeriler devekuşu tüylerinden süpürge yapıp türbeyi temizlemişler. Temizlik sonrası bir yeniçeri uğur getirmesi adına süpürgelerden birini başına iliştirmiş, bunu gören diğer ziyaretçiler de o tüylerle börklerini süsleyince süpürge sorguç takma âdeti oluşmuş. Her ne kadar rivayet bile olsa ciddiyetini ve ağırlığını elden bırakmayan bu tür anlatı tekniklerinin varlığı merakı da tetikler nitelikte görünüyor.



Osmanlı devrinde kullanılan resmi börklerin incelendiği bölümde ise kızıl ve ak börkler, bunların tipolojisi ve hukuki prosedürü arasındaki farklar ve neyi temsil ettikleri, yeniçeri börkleri, ak börkün Bektaşiliğe nispet edilmesi gibi kültür tarihi açısından önemli meseleler birincil kaynaklar ışığında ele alınıyor.

Börklerle ilgili bugün en tatmin edici bilgileri alabildiğimiz mezar taşlarına yer verilen katalog kısmında ise Edirne'de tespit edilen 100 adet börklü mezar taşının görselleri ve haklarında bilgiler bulunuyor.

(Kitabın Ortası Dergisi, 32, Kasım 2019)